-
گرمدارانت ترا گوری کنند ** طعمهی موران و مارانت کنند 3270
- Seni o ziyadesiyle sevenler, mezara tıkarlar; karıncalara, yılanlara gıda ederler.
-
بینی از گند تو گیرد آن کسی ** کاو به پیش تو همیمردی بسی
- Çok defalar senin önünde ölüme razı olan yok mu? İşte o, senin pis kokundan burnunu tıkar!”
-
پرتو روح است نطق و چشم و گوش ** پرتو آتش بود در آب جوش
- Söz, göz, kulak... Hep ruhun ışığıdır. Suda coşan pırıldayan, ateşin parıltısıdır.
-
آن چنان که پرتو جان بر تن است ** پرتو ابدال بر جان من است
- Canın ışığı nasıl tene vuruyorsa Abdâl’ın ışığı da benim canıma vurmakta.
-
جان جان چون واکشد پا را ز جان ** جان چنان گردد که بیجان تن بدان
- Canın canı olan o Abdâl’ın ışığı candan ayak çekti mi...Ten, cansız ne hale gelirse o hale gelir. Şunu bil ki,
-
سر از آن رو مینهم من بر زمین ** تا گواه من بود در روز دین 3275
- Ben kıyamet günü bu sözüme şahit olsun diye yere baş koyuyorum.
-
یوم دین که زلزلت زلزالها ** این زمین باشد گواه حالها
- Yerlerin şiddetle sarsıldığı kıyamet gününde bu yeryüzü, insanların hallerine şahit olur.
-
کاو تحدث جهرة أخبارها ** در سخن آید زمین و خارهها
- Gizlediği haberleri apaşikâr söyler. Yeryüzü ve dikenler söze gelir.
-
فلسفی منکر شود در فکر و ظن ** گو برو سر را بر آن دیوار زن
- Filozof; kendi fikrince, kendi zannınca bunu inkâr eder. Ona de: Sen var, başını o duvara vura gör!
-
نطق آب و نطق خاک و نطق گل ** هست محسوس حواس اهل دل
- Gönül ehlinin duyguları; suyun, toprağın, çamurun sözünü duyar durur.