-
دست سوی موزه برد آن خوشخطاب ** موزه را بربود از دستش عقاب
- O güzel sözlü Peygamber, tam pabucu eline almışken tavşancıl pabucunu elinden kapıvermişti.
-
موزه را اندر هوا برد او چو باد ** پس نگون کرد و از آن ماری فتاد
- Kuş, yel gibi havalandı, pabucu, tersine çevirdi, içinden bir yılan düştü.
-
در فتاد از موزه یک مار سیاه ** زان عنایت شد عقابش نیکخواه
- Kapkara bir yılandı o… tavşancıl, bu hareketiyle Peygamber’e iyilik etmek istemiş, Allah inayetine sebep olmuştu.
-
پس عقاب آن موزه را آورد باز ** گفت هین بستان و رو سوی نماز
- Kuş, sonra pabucu getirip “Buyur, namaza git” diye Peygamber’in önüne koydu.
-
از ضرورت کردم این گستاخیی ** من ز ادب دارم شکستهشاخیی 3245
- Âdeta “Bu küstahlığı zoraki yaptım, yoksa benim de edep ağacından bir dalcağızım var, ben de haddimce edep erkân nedir, bilirim“ diyordu.
-
وای کو گستاخ پایی مینهد ** بی ضرورت کش هوا فتوی دهد
- Vay o kişiye ki küstahça adım atar, nefsine uyar da lüzumsuz fetvalar verir!
-
پس رسولش شکر کرد و گفت ما ** این جفا دیدیم و بود این خود وفا
- Peygamber, şükretti de dedi ki: “Biz, bunu cefa sanıyorduk, hâlbuki vefanın ta kendisiymiş!“
-
موزه بربودی و من درهم شدم ** تو غمم بردی و من در غم شدم
- Pabucumu kaptın, aklım karıştı, canım sıkıldı, sen beni gamdan kurtarıyormuşsun, bense gama düşmüştüm!
-
گرچه هر غیبی خدا ما را نمود ** دل در آن لحظه به خود مشغول بود
- Allah, bize bütün gaypları gösterdi ama o sırada gönlüm, kendimle meşguldü! “
-
گفت دور از تو که غفلت در تو رست ** دیدنم آن غیب را هم عکس تست 3250
- Tavşancıl, “Sen, gafil olmazsın, bu, senden uzak. Ey Mustafa, benim gaybı görmem de sendeki bilginin aksinden!