- Düşmanını zayıf ve bitkin bir halde görüp memnun olmak istemiş” diyordu.
- تا ببیند دشمن خود را نزار ** تا بگیرد خاطر زشتش قرار
- Nice ibadetten vazgeçmiş, kulluktan çıkmış kişilerin gönüllerinde Tanrı’nın rızasını almak, sevaba nail olmak vardır, bunu umarlar.
- بس کسان کایشان ز طاعت گمرهاند ** دل به رضوان و ثواب آن دهند
- Halbuki bu, esasen gizli bir günahtır. Nice bulanık şeyler vardır ki sen, onları sâf ve berrak sanırsın. 3385
- خود حقیقت معصیت باشد خفی ** بس کدر کان را تو پنداری صفی
- O sağır gibi...Sağır, iyilik yaptım sanmıştı, halbuki aksi zuhur etti.
- همچو آن کر که همیپنداشته ست ** کو نکویی کرد و آن بر عکس جست
- O, bir hastaya iyilikte bulundum hatırını ele aldım, komşuluk hakkını ele getirdim diye rahatça oturmuştu.
- او نشسته خوش که خدمت کردهام ** حق همسایه به جا آوردهام
- Halbuki hastanın gönlünde bir ateş alevlenmiş, kendisini de yakmıştı.
- بهر خود او آتشی افروخته ست ** در دل رنجور و خود را سوخته ست
- Yaktığınız ateşlerden korkun. Siz, onu günahlarınızla çoğalttınız, günahınız yüzünden alevdesiniz.
- فاتقوا النار التی أوقدتم ** إنکم فی المعصیة ازددتم
- Peygamber bir riyakâra namaz kıldığı halde “ Ey yiğit kalk, namaz kıl, çünkü senin kıldığın namaz değil” dedi. 3390
- گفت پیغمبر به یک صاحب ریا ** صل إنک لم تصل یا فتی
- Bu korkular yüzünden her namazda “ ihdinassırâtal müstakîme- sen bizi doğru yola hidayet et” denir.
- از برای چارهی این خوفها ** آمد اندر هر نمازی اهدنا
- Yani “ Ey Tanrı! Bu namazımı yolunu azıtmışların, riyakârların namazıyla karıştırma.”
- کاین نمازم را میامیز ای خدا ** با نماز ضالین و اهل ریا
- O sağır adamın seçtiği kıyas yüzünden on yıllık konuşma hiç olup gitti.
- از قیاسی که بکرد آن کر گزین ** صحبت ده ساله باطل شد بدین
- Ulu kişi, hele bu kıyas, tavsif edilemeyecek vahiyde aşağılık duygusunun kıyası olursa...
- خاصه ای خواجه قیاس حس دون ** اندر آن وحیی که هست از حد فزون
- Senin duygu kulağın harfleri anlayabilirse de bil ki gaybı duyan kulağın sağırdır. 3395
- گوش حس تو به حرف ار در خور است ** دان که گوش غیب گیر تو کر است
- Nas karşısında ilk olarak kıyası ileri süren İblis’ti
- اول کسی که در مقابلهی نص قیاس آورد ابلیس بود
- Tanrı nurlarına karşı bu kıyasçıkları ileri süren ilk kişi, İblisti.
- اول آن کس کاین قیاسکها نمود ** پیش انوار خدا ابلیس بود
- Dedi ki: “ Şüphe yok, ateş topraktan daha iyidir. Ben ateşten yaratıldım Âdem kapkara topraktan.
- گفت نار از خاک بیشک بهتر است ** من ز نار و او ز خاک اکدر است
- Şu halde fer’i, asla nispetle mukayese edelim: O zulmettendir, biz aydın nurdan.”
- پس قیاس فرع بر اصلش کنیم ** او ز ظلمت ما ز نور روشنیم
- Tanrı “ Hayır, soy sop yok. Zâhitlik ve şüpheli şeylerden çekinmek, faziletin mihrabıdır.
- گفت حق نی بل که لا انساب شد ** زهد و تقوی فضل را محراب شد
- Bu, fâni dünyanın mirası değildir ki soy sop yüzünden onu elde edesin. Bu can mirasıdır. 3400
- این نه میراث جهان فانی است ** که به انسابش بیابی جانی است
- Hattâ Peygamberlerin mirası. Bunun vârisi şüpheli şeylerden sakınan müminlerin canıdır.
- بلکه این میراثهای انبیاست ** وارث این جانهای اتقیاست
- O Ebucehl’in oğlu, açıkça müslüman oldu; şu Nuh Peygamberin oğlu yolunu yanılanlardan.
- پور آن بو جهل شد مومن عیان ** پور آن نوح نبی از گمرهان
- Topraktan yaratılan, ay gibi nurlandı. Ateşten yaratılan sen, yüzü kara oldun, defol!” dedi.
- زادهی خاکی منور شد چو ماه ** زادهی آتش تویی رو رو سیاه
- Bu kıyaslar, bu araştırmalar; bulutlu günde, yahut geceleyin kıbleyi bulmak içindir.
- این قیاسات و تحری روز ابر ** یا به شب مر قبله را کرده ست حبر
- Fakat güneş doğmuş, Kâbe de karşıdayken bu kıyası, bu araştırmayı bırak, arama! 3405
- لیک با خورشید و کعبه پیش رو ** این قیاس و این تحری را مجو
- Kıyas yüzünden Kâbe’yi görmezlikten gelme, ondan yüz çevirme. Doğruyu Tanrı daha iyi bilir.
- کعبه نادیده مکن رو زو متاب ** از قیاس الله أعلم بالصواب
- Tanrı kuşundan bir ötüş duyunca ders beller gibi yalnız zâhirini beller, hatırında tutarsın.
- چون صفیری بشنوی از مرغ حق ** ظاهرش را یاد گیری چون سبق