English    Türkçe    فارسی   

2
1821-1845

  • Ben bunların aynı hikmet olduğunu biliyorum. Fakat maksadım, bu hikmetin büsbütün açığa çıkması ve benim açıkça görmem.
  • O yakîn bana “Sus” dediği halde görme hırsı “ hayır, coş!” demekte.
  • Sen, Meleklere sırrını gösterdin. Böyle bir lezzet, kahır ve minhete değer!
  • Âdemin nurunu Meleklere açıkça arz ettin, müşküllerini halleyledin.
  • Ölümün sırrını hasredilmen söyler, yaprağın hikmetini meyveler anlatır! 1825
  • Kanın, meninin sırrı da insanın duygusudur; her artmanın sonu da nihayet eksilme!
  • Yazan kişi önce yazı yazacağı tahtayı yıkar, temizler; sonra ona harfleri yazar.
  • Allah da önce gönlü kan eder, hor hakir gözyaşıyla yıkar, sonra o gönle sırları kaydeder.
  • Yıkamakla, o levhi bir defter yapmak istediklerini bilmek, anlamak gerek.
  • Bir evin temelini atacakları vakit oradaki eski ve evvelki yapıyı yıkarlar. 1830
  • Sonunda arı duru su çıkarmak için önce yerden toprak çıkarırlar.
  • Çocuklar, hacamattan ağlarlar. Çünkü işin hikmetini bilmezler ki.
  • Hâlbuki adam, hacamatçıya para verir, kan içen hançere iltifatlarda bulunur.
  • Hamal ağır yükün altına koşar, yükü, başkalarından kapar.
  • Yük için hamalların savaşlarına bak. Din işinde çalışma da böyledir. 1835
  • Rahatın aslı zahmet olduğu gibi acılıklar da nimetin önüdür.
  • Cennet, hoşumuza gitmeyen şeylerle kaplanmış, cehennem de zevkimize giden şeylerle dolmuştur.
  • Ateşin aslı yaş ağaç olduğu gibi ateşe yanan da Kevser’e ulaşmıştır.
  • Zindan da mihnetlere düşen adam, bir lokmanın, bir zevkin yüzünden düşmüştür.
  • Bir köşkte devlete erişen de bir savaş, bir mihnet karşılığı olarak o devleti bulmuştur. 1840
  • Kimi altına, gümüşe sahip olmuş, zenginlikte naziri olmayan bir dereceye erişmiş görürsen, bil ki o, kazanma zahmetine sabretmiştir.
  • Gözü açık olan bunları sebepsiz, Allah hikmeti olarak görür. Fakat mademki sen duygu âlemindesin, sebeplere kulak as!
  • Sebeplere yapışmamak, onları görmemek makamı; ruhu tabayi âleminden kurtulmuş olanındır.
  • Bu çeşit adam, peygamberlerin mucizeleri çeşmesini sebepsiz görür. Onları, sudan, ottan meydana geliyor bilmez.
  • Bu sebep, doktorla hasta, kandille fitil gibidir. 1845