English    Türkçe    فارسی   

3
293-317

  • از در دل و اهل دل آب حیات ** چند نوشیدی و وا شد چشمهات
  • Sen de gönül ve gönül ehlinin kapısından bir hayli âbıhayat içtin, gözlerin açıldı.
  • بس غذای سکر و وجد و بی‌خودی ** از در اهل دلان بر جان زدی
  • Canın, ehlin diller gönlünden nice şükür, vecit ve kendinden geçiş gıdaları yedi.
  • باز این در را رها کردی ز حرص ** گرد هر دکان همی‌گردی ز حرص 295
  • Sonra da yine hırs yüzünden bu kapıyı bıraktın, hırs yüzünden her dükkânın etrafında dönüp dolaşmadasın.
  • بر در آن منعمان چرب‌دیگ ** می‌دوی بهر ثرید مردریگ
  • O çömleği yağlı ihsan sahiplerinin kapısına, arda kalasıca bir tirit için koşup duruyorsun.
  • چربش اینجا دان که جان فربه شود ** کار نااومید اینجا به شود
  • Bil ki can, asıl burada yağlanır, ümitsiz bir hâle düşenin işi burada düzelir.
  • جمع آمدن اهل آفت هر صباحی بر در صومعه‌ی عیسی علیه السلام جهت طلب شفا به دعای او
  • Hastaların, duasıyla şifa dilemek, şifa bulmak için her sabah İsa aleyhisselam’ın ibadet ettiği yerin kapısına toplanmaları
  • صومعه‌ی عیسیست خوان اهل دل ** هان و هان ای مبتلا این در مهل
  • İsa’nın ibadet yeri, gönül ehlinin sofrasıdır. Kendine gel, kendine ey derde müptelâ, sakın bu kapıyı bırakma.
  • جمع گشتندی ز هر اطراف خلق ** از ضریر و لنگ و شل و اهل دلق
  • Halk her taraftan toplanır, kör, çolak, kötürüm, topal… Hepsi.
  • بر در آن صومعه‌ی عیسی صباح ** تا بدم اوشان رهاند از جناح 300
  • Sabahleyin İsa’nın ibadet ettiği yerin kapısına gelir, onun nefesiyle illetten kurtulmayı umarak bekleşirdi.
  • او چو فارغ گشتی از اوراد خویش ** چاشتگه بیرون شدی آن خوب‌کیش
  • İsa, o güzel gidişli, evradını bitirince kuşluk çağı dışarı çıkar.
  • جوق جوقی مبتلا دیدی نزار ** شسته بر در در امید و انتظار
  • Zayıf, perişan birçok dertlinin şifa ümidiyle kapıya oturup bekleştiğini görür.
  • گفتی ای اصحاب آفت از خدا ** حاجت این جملگانتان شد روا
  • Dua ederde “Allah, hepinizin muradını verdi, maksatlarınıza eriştiniz.
  • هین روان گردید بی رنج و عنا ** سوی غفاری و اکرام خدا
  • Şimdilik illetsiz zahmetsiz yürüyün, Allah’ın yargılama ve kerem etmesine doğrulun” der.
  • جملگان چون اشتران بسته‌پای ** که گشایی زانوی ایشان برای 305
  • Hepsi ayaklara bağlı develere benzerken himmet edip bağlarını çözer.
  • خوش دوان و شادمانه سوی خان ** از دعای او شدندی پا دوان
  • Onlar da hemencecik sıhhat bulup onun duasıyla neşelenerek yürür giderlerdi.
  • آزمودی تو بسی آفات خویش ** یافتی صحت ازین شاهان کیش
  • Sen de bunca âfetlere uğradın, hepsinden tecrübeler gördün… Padişah meşrepli erlerden sıhhat buldun.
  • چند آن لنگی تو رهوار شد ** چند جانت بی غم و آزار شد
  • Topallığın kaç kere düzeldi, canın kaç defa gamdan, mihnetten kurtuldu.
  • ای مغفل رشته‌ای بر پای بند ** تا ز خود هم گم نگردی ای لوند
  • Sense gâfilcesine kendini de kaybetmemek için ayağına bir ip bağlamış durmaktasın be herif!
  • ناسپاسی و فراموشی تو ** یاد ناورد آن عسل‌نوشی تو 310
  • Şükretmiyorsun, nail olduğun nimetleri unutmuşsun. Bu unutuş, o bal yediğin zamanları hatırına bile getirmiyor.
  • لاجرم آن راه بر تو بسته شد ** چون دل اهل دل از تو خسته شد
  • Hulâsa o yol, sana bağlandı. Çünkü gönül ehlinin gönlü, senden incindi, sana darıldı.
  • زودشان در یاب و استغفار کن ** همچو ابری گریه‌های زار کن
  • Çabuk onları bul, kusur dile, tövbe et. Bulut gibi ağla, inle.
  • تا گلستانشان سوی تو بشکفد ** میوه‌های پخته بر خود وا کفد
  • De sana onların gül bahçeleri açılsın, sana olgun meyveler saçılsın.
  • هم بر آن در گرد کم از سگ مباش ** با سگ کهف ار شدستی خواجه‌تاش
  • O kapıda dön, dolaş Eshabı Kehf’in köpeğiyle kapı yoldaşıysan köpekten aşağı olma.
  • چون سگان هم مر سگان را ناصح‌اند ** که دل اندر خانه‌ی اول ببند 315
  • Köpekler bile, gönlünü ilk eve bağla diye köpeklere nasihat ederler.
  • آن در اول که خوردی استخوان ** سخت گیر و حق گزار آن را ممان
  • Kemik yediğin ilk kapıya sıkı bağlan, hak gözetmeyi terk etme derler.
  • می‌گزندش تا ز ادب آنجا رود ** وز مقام اولین مفلح شود
  • Edeplensin de oraya gitsin, kurtuluşu o ilk kapıda bulsun diye onu ısırırlar.