English    Türkçe    فارسی   

3
797-806

  • پیش ازین زان گفته بودیم اندکی ** خود چه گوییم از هزارانش یکی
  • Bundan önce de bu bahse dair az bir söz söylemiştik. Fakat zaten ne kadar söylesek ancak binde birini anlatabiliriz.
  • خواستم گفتن در آن تحقیقها ** تا کنون وا ماند از تعویقها
  • Bu vakayı adamakıllı anlatmak istedim ama şimdiye kadar söz, sözü açtı, birçok sebeplerle kalıp gitti.
  • حمله‌ی دیگر ز بسیارش قلیل ** گفته آید شرح یک عضوی ز پیل
  • H ele bir hamle daha edeyim de çoğundan azını, âdeta filin tek bir uzvunu söylemiş olayım.
  • گوش کن هاروت را ماروت را ** ای غلام و چاکران ما روت را 800
  • Ey yüzüne kul, köle olduğumuz, Hârût ve Mârût kıssasını dinle!
  • مست بودند از تماشای اله ** وز عجایبهای استدراج شاه
  • Allah lütuflarını, padişahın lütuf şeklinde tecelli eden şaşılacak kahırlarını seyretmekten sarhoş olmuşlardı.
  • این چنین مستیست ز استدراج حق ** تا چه مستیها کند معراج حق
  • Allah’ın kahırlarında böyle sarhoşluklar varken Allah miracının ne sarhoşlukları var?
  • دانه‌ی دامش چنین مستی نمود ** خوان انعامش چه‌ها داند گشود
  • Tuzağındaki tane, insana böyle bir sarhoşluk verirse ya nimet sofrası ne yapar ne lütuflarda bulunur?
  • مست بودند و رهیده از کمند ** های هوی عاشقانه می‌زدند
  • Hârût da Mârût da sarhoş olmuşlar, bağlarını çözmüşler, kayıttan kurtulmuşlar, âşıkçasına hayhuylar ediyorlar naralar atıyorlardı.
  • یک کمین و امتحان در راه بود ** صرصرش چون کاه که را می‌ربود 805
  • Fakat yolda öyle bir tuzak, öyle bir imtihan vardı ki kasırgası dağları bile saman çöpü gibi kapıp götürebilirdi.
  • امتحان می‌کردشان زیر و زبر ** کی بود سرمست را زینها خبر
  • Bu sınama bunları altüst etmekteydi. Fakat sarhoşun bunlardan ne haberi olabilir ki?