- Bu padişahın önünde onu öğen kişi nerede, padişah yokken bile ondan utanıp çekinen nerede.
- کو که مدح شاه گوید پیش او ** تا که در غیبت بود او شرم رو
- Memleket ucunda, padişahtan saltanat sayesinden uzak bir kale dizdarı; 3635
- قلعه داری کز کنار مملکت ** دور از سلطان و سایهی سلطنت
- Kaleyi düşmanlardan korur, orasını sayısız mal ve para verse bile satmaz,
- پاس دارد قلعه را از دشمنان ** قلعه نفروشد به مال بیکران
- Padişah orada değilken, hudut boylarında, padişahın huzurundaymış gibi vefakârlıkta bulunursa;
- غایب از شه در کنار ثغرها ** همچو حاضر او نگه دارد وفا
- O dizdar; elbette padişahın yanında, huzurunda bulunan ve can feda eden kişilerden daha değerlidir.
- پیش شه او به بود از دیگران ** که به خدمت حاضرند و جان فشان
- Şu halde yarı zerre miktarı, fakat gaibane emir tutmak; emredicinin huzurunda kulluk etmek ve emrine uymaktan yüz binlerce defa üstündür.
- پس به غیبت نیم ذرهی حفظ کار ** به که اندر حاضری ز آن صد هزار
- Kulluk ve iman, şimdi makbuldür. Fakat ölümden sonra her şey meydana çıkınca inanmak, bir işe yaramaz. 3640
- طاعت و ایمان کنون محمود شد ** بعد مرگ اندر عیان مردود شد
- Hakikatın kapalı, örtülü olması ve gayba inanmak daha iyi, daha makbul olunca ağzın kapalı, dudağın yumuk olması elbette iyidir.
- چون که غیب و غایب و رو پوش به ** پس لبان بر بند لب خاموش به
- Kardeş, sözden el çek ki bizzat Tanrı, sende Ledün ilmini meydana çıkarsın.
- ای برادر دست وا دار از سخن ** خود خدا پیدا کند علم لدن
- Güneşin varlığına delil kendisi yeter. Tanrı’dan daha ulu şahit kimdir?
- بس بود خورشید را رویش گواه ** أی شیء أعظم الشاهد إله