English    Türkçe    فارسی   

3
1993-2017

  • O mumların birleşmesini dille anlatmaya imkân yok ki!
  • اتصالاتی میان شمعها ** که نیاید بر زبان و گفت ما
  • Gözün bir an içinde gördüğünü dil, yıllarca söylese anlatamaz.
  • آنک یک دیدن کند ادارک آن ** سالها نتوان نمودن از زبان
  • Kulak idrakin bir ân içinde gördüğü şeyleri, yıllarca dinlese bitmez. 1995
  • آنک یک دم بیندش ادراک هوش ** سالها نتوان شنودن آن بگوش
  • Mademki bunun sonu yok, hadi, var, yine o hamdinde âciz olduğum şeyi anlat!
  • چونک پایانی ندارد رو الیک ** زانک لا احصی ثناء ما علیک
  • O mumlar ulu Allah’tan ne çeşit nişanelerdir diye koşa koşa gidiyordum.
  • پیشتر رفتم دوان کان شمعها ** تا چه چیزست از نشان کبریا
  • Derken kendimden geçtim, acelemden yere yıkıldım, harap oldum.
  • می‌شدم بی خویش و مدهوش و خراب ** تا بیفتادم ز تعجیل و شتاب
  • Topraklara serildim, bir müddet akılsız, idraksiz bir halde kaldım.
  • ساعتی بی‌هوش و بی‌عقل اندرین ** اوفتادم بر سر خاک زمین
  • Sonra kendime gelip yine kalktım, yola düştüm. Fakat bir yere gidiyordum ki ne başım bendeydi ne ayağım! 2000
  • باز با هوش آمدم برخاستم ** در روش گویی نه سر نه پاستم
  • Mumların yedi adam şeklinde görünmesi
  • نمودن آن شمعها در نظر هفت مرد
  • Derken bu yedi mum, nurların ta lâcivert kubbeye kadar yükselen,
  • هفت شمع اندر نظر شد هفت مرد ** نورشان می‌شد به سقف لاژورد
  • Gündüzün nurlarını bile bir karaltı gibi gösteren, aydınlıklarıyla bütün nurları silip süpüren yedi adam şekline girdi.
  • پیش آن انوار نور روز درد ** از صلابت نورها را می‌سترد
  • Mumların yedi tane ağaç olması
  • باز شدن آن شمعها هفت درخت
  • Sonra o yedi adam, yedi tane ağaç oldu. İnsan yeşilliklerinden neşeleniyordu.
  • باز هر یک مرد شد شکل درخت ** چشمم از سبزی ایشان نیکبخت
  • Yapraklarının çokluğundan dalları görünmemekte, meyvelerinin bolluğundan yaprakları kaybolmaktaydı.
  • زانبهی برگ پیدا نیست شاخ ** برگ هم گم گشته از میوه‌ی فراخ
  • Dallar ta Sidre’ye kadar yükselmiş… hatta Sidre de ne oluyor? Halâ’yı bile aşmıştı. 2005
  • هر درختی شاخ بر سدره زده ** سدره چه بود از خلا بیرون شده
  • Kökleri, yerin dibine kadar girmiş, yayılmış, öküzle balığı bile geçmişti.
  • بیخ هر یک رفته در قعر زمین ** زیرتر از گاو و ماهی بد یقین
  • Kökleri, dallarından daha taze, daha lâtifti. Bunları seyredenin aklı, hayretlere düşüyor, altüst oluyordu.
  • بیخشان از شاخ خندان‌روی‌تر ** عقل از آن اشکالشان زیر و زبر
  • Olgunluktan yarılan meyvelerinden su gibi nur şimşekleri fışkırtmaktaydı!
  • میوه‌ای که بر شکافیدی ز زور ** همچو آب از میوه جستی برق نور
  • Bu ağaçların halkın gözünden gizli kalması
  • مخفی بودن آن درختان ازچشم خلق
  • Asıl şaşılacak şeye gelince: O ovalardan, o çöllerden yüz binlerce adam geçiyor,
  • این عجب‌تر که بریشان می‌گذشت ** صد هزاران خلق از صحرا و دشت
  • Gölgelik için can veriyorlar, başlarını kilimlerle örtüyorlardı da, 2010
  • ز آرزوی سایه جان می‌باختند ** از گلیمی سایه‌بان می‌ساختند
  • Onların gölgesini bile görmüyorlardı. İyi görmeyen çakmaklaşmış gözlere yüzlerce kere tuuh!
  • سایه‌ی آن را نمی‌دیدند هیچ ** صد تفو بر دیده‌های پیچ پیچ
  • Allah’ın kahrı, gözleri bağlanmış yoksa… Gözleri bağlı adam, ayı görmez de Sühayı görür!
  • ختم کرده قهر حق بر دیده‌ها ** که نبیند ماه را بیند سها
  • Güneşi görmez de zerreyi görür. Fakat yine de Allah’ın lütfundan, kereminden ümit kesilmez ya!
  • ذره‌ای را بیند و خورشید نه ** لیک از لطف و کرم نومید نه
  • Kervanlar aç susuz ağaçların altına dökülen bu olgun meyveleri görüyorlar. Yarabbi, bu ne sihir?
  • کاروانها بی نوا وین میوه‌ها ** پخته می‌ریزد چه سحرست ای خدا
  • Halk, çürük meyveleri toplamakta, pisboğaz ve doymaz adamlar, bu pörsümüş meyveleri yağma etmek için birbirlerine girmekteydi. 2015
  • سیب پوسیده همی‌چیدند خلق ** درهم افتاده بیغما خشک‌حلق
  • O dallar, meyveler, yapraklarsa anbean “Keşke kavmimiz bizi bilseydi, ne olurdu?” diyorlardı.
  • گفته هر برگ و شکوفه آن غصون ** دم بدم یا لیت قوم یعلمون
  • Her ağaçtan “A bahtsız kişiler, bize gelin, bize” diye ses geliyordu.
  • بانگ می‌آمد ز سوی هر درخت ** سوی ما آیید خلق شوربخت