English    Türkçe    فارسی   

4
2075-2099

  • Nitekim şimdi ben de bu güzelim Mesnevi’yi yazarken öyle yapıyorum ey Hak Ziyası Hüsamettin! 2075
  • همچنین که من درین زیبا فسون ** با ضیاء الحق حسام‌الدین کنون
  • Akıllı davranıp kısa kesmeye kalkıştım mı, o beni yüz çeşit vesileyle söyletmeye kalkışır.
  • چونک کوته می‌کنم من از رشد ** او به صد نوعم بگفتن می‌کشد
  • A ululuk ıssı Allah’ın ışığı Hüsamettin, görüyorsun mademki; sözden ne istersin ki?
  • ای حسام‌الدین ضیاء ذوالجلال ** چونک می‌بینی چه می‌جویی مقال
  • Bu herhalde fazla iştahtan olacak... Hani şair de “Bana hep şarap sun, hem de işte bu, şaraptır” da demiştir ya!
  • این مگر باشد ز حب مشتهی ** اسقنی خمرا و قل لی انها
  • Şu anda onun kadehi, senin ağzında... Fakat kulak da kulağın nasibini ver, diyor!
  • بر دهان تست این دم جام او ** گوش می‌گوید که قسم گوش کو
  • Ey kulak, senin nasibin hararetlenip kızarmaktır... İşte hararet, işte sarhoşluk! Fakat kulak, ben bundan daha fazlasını istiyorum, harisim ben demekte! 2080
  • قسم تو گرمیست نک گرمی و مست ** گفت حرص من ازین افزون‌ترست
  • Mustafa aleyhisselâm’ın itiraz edene cevap vermesi
  • جواب گفتن مصطفی علیه‌السلام اعتراض کننده را
  • Şeker huylu Mustafa’nın huzurunda o Arap, sözü haddinden aşırınca,
  • در حضور مصطفای قندخو ** چون ز حد برد آن عرب از گفت و گو
  • O “Vecnecmi” padişahı, “Abese” sultanı, o soğuk nefesiyle “Sözün kâfi artık” diye dudağını ısırdı.
  • آن شه والنجم و سلطان عبس ** لب گزید آن سرد دم را گفت بس
  • Söylemesin diye elini ağzına koydu... Gizlileri bilen kişinin yanında nice bir söyleyip duracaksın?
  • دست می‌زند بهر منعش بر دهان ** چند گویی پیش دانای نهان
  • Kuru fışkıyı gözü açık erin önüne götürmüş, bunu misk yerine satın al diyorsun!
  • پیش بینا برده‌ای سرگین خشک ** که بخر این را به جای ناف مشک
  • Deve pisliğini burnunun altına koyuyor, bir de oh oh diyorsun a beyni kokmuş kişi! 2085
  • بعر را ای گنده‌مغز گنده‌مخ ** زیر بینی بنهی و گویی که اخ
  • A akılsız şaşı! Kötü kumaşın revaç bulsun diye bir de oh ohtur tutturmuşsun!
  • اخ اخی برداشتی ای گیج گاج ** تا که کالای بدت یابد رواج
  • Bu suretle bu tertemiz burnu aldatmak, o göklerin gül bahçelerinde yayılan eri kandırmak istiyorsun!
  • تا فریبی آن مشام پاک را ** آن چریده‌ی گلشن افلاک را
  • Onun yumuşaklığı, kendisini ahmak göstermede ama senin de kendini bir parçacık bilmen lazım!
  • حلم او خود را اگر چه گول ساخت ** خویشتن را اندکی باید شناخت
  • Bu gece de tencerenin ağzı açık kaldıysa kedinin de utanması icap eder!
  • دیگ را گر باز ماند امشب دهن ** گربه را هم شرم باید داشتن
  • O ışığı güzel arif kendisini uyuyor göstermede ama adamakıllı uyanıktır... Sakın sarığını aşırmaya kalkışma! 2090
  • خویشتن گر خفته کرد آن خوب فر ** سخت بیدارست دستارش مبر
  • A pis inatçı, bu Şeytan masalını Mustafa’nın huzurunda nice bir söyleyeceksin?
  • چند گویی ای لجوج بی‌صفا ** این فسون دیو پیش مصطفی
  • Bunların yüz binlerce hilmi vardır... Bir tek hilmleri bile yüzlerce dağa bedeldir!
  • صد هزاران حلم دارند این گروه ** هر یکی حلمی از آنها صد چو کوه
  • Hilmleri, uyanık adamı bile aptal eder... Yüz binlerce gözü olan zekâ sahibini şaşırtır, yolunu kaybettirir, sapığa döndürür!
  • حلمشان بیدار را ابله کند ** زیرک صد چشم را گمره کند
  • Hilmleri, güzel ve lâtif bir şarap gibi tatlı ta beynin üst yanına gider, bütün bedene yayılır!
  • حلمشان هم‌چون شراب خوب نغز ** نغز نغزک بر رود بالای مغز
  • O sert şaraptan sarhoş olana bak! Sarhoş Ferzin gibi eğri büğrü gitmeye başladı! 2095
  • مست را بین زان شراب پرشگفت ** هم‌چو فرزین مست کژ رفتن گرفت
  • O adamı çabuk alan şarabın tesiriyle genç, bir ihtiyar gibi yol üstünde düşüp kalmada!
  • مرد برنا زان شراب زودگیر ** در میان راه می‌افتد چو پیر
  • Hele şu “Belâ” küpünün şarabı yok mu? Öyle sarhoşluğu bir gecelik şarap değil bu!
  • خاصه این باده که از خم بلی است ** نه میی که مستی او یکشبیست
  • Ashabı kehf, o şarabı içtiler de tam üç yüz dokuz yıl akıllarını kaybettiler, ne mezeye el sundular, ne bir yere kıpırdadılar!
  • آنک آن اصحاب کهف از نقل و نقل ** سیصد و نه سال گم کردند عقل
  • Mısır kadınları bu şaraptan bir kadehçik içtiler de ellerini şahrem şahrem kesip doğradılar!
  • زان زنان مصر جامی خورده‌اند ** دستها را شرحه شرحه کرده‌اند