English    Türkçe    فارسی   

5
724-748

  • Bir ot, arı duru bir suyu içti mi derhal bir hayvan gelir, onu otlar yer.
  • گر حشیش آب و هوایی می‌خورد  ** معده‌ی حیوانش در پی می‌چرد 
  • O ot, hem yer, hem yenir. Tanrı’dan her varlık böyledir işte. 725
  • آکل و ماکول آمد آن گیاه  ** هم‌چنین هر هستیی غیر اله 
  • Tanrı “Sizi doyurur, fakat kendi yemek yemez” Tanrı ne yenir ne yer. O, et ve deri değildir.
  • و هو یطعمکم و لا یطعم چو اوست  ** نیست حق ماکول و آکل لحم و پوست 
  • Yiyen ve yenilen, pusuya gizlenmiş bulunan bir yiyiciden nasıl emin olabilir?
  • آکل و ماکول کی ایمن بود  ** ز آکلی که اندر کمین ساکن بود 
  • Yenen şeylerin emin olması, sonunda yas ve matem verir. Yürü, yemeyen içmeyen Tanrı’nın tapısına git.
  • امن ماکولان جذوب ماتمست  ** رو بدان درگاه کو لا یطعم است 
  • Her hayal, başka bir hayali yemekte, her düşünce, başka bir düşünceyi otlamaktadır.
  • هر خیالی را خیالی می‌خورد  ** فکر آن فکر دگر را می‌چرد 
  • Hayalden geçemiyorsun, yahut da uyuyup ondan kurtulamıyorsun. 730
  • تو نتانی کز خیالی وا رهی  ** یا بخسپی که از آن بیرون جهی 
  • Düşünce arıdır, uykunsa su. Uyusan bile uyandın mı yine başına üşüşür.
  • فکر زنبورست و آن خواب تو آب  ** چون شوی بیدار باز آید ذباب 
  • Nice hayal arılar uçuşup durur, seni bu yana o yana çekiştirir.
  • چند زنبور خیالی در پرد  ** می‌کشد این سو و آن سو می‌برد 
  • Bu hayal, yiyenlerin en aşağılığıdır. Öbürlerini ise ululuk ıssı Tanrı bilir.
  • کمترین آکلانست این خیال  ** وآن دگرها را شناسد ذوالجلال 
  • Kendine gel de o kaba ve haşin yiyiciler bölüğünden kaç. “Seni biz koruruz” diyen Tanrı’ya sığın.
  • هین گریز از جوق اکال غلیظ  ** سوی او که گفت ما ایمت حفیظ 
  • Yahut da o koruyucuya koşup kurtulmak elinden gelmiyorsa o koruma sıfatını kazanan kişiye kaç. 735
  • یا به سوی آن که او آن حفظ یافت  ** گر نتانی سوی آن حافظ شتافت 
  • Elini pirden başkasına verme. Pirin elini tutan Tanrı’dır.
  • دست را مسپار جز در دست پیر  ** حق شدست آن دست او را دستگیر 
  • Senin kocalmış aklın, çocukluğu huy edinmiştir, nefis civarında bu huyu kazanmıştır. O, perde altındadır.
  • پیر عقلت کودکی خو کرده است  ** از جوار نفس که اندر پرده است 
  • Kamil bir aklı, aklına arkadaş et de aklın, o kötü huydan vazgeçsin.
  • عقل کامل را قرین کن با خرد  ** تا که باز آید خرد زان خوی بد 
  • Elini onun eline verdin mi yiyicilerin elinden kurtulursun.
  • چونک دست خود به دست او نهی  ** پس ز دست آکلان بیرون جهی 
  • Tanrı, “Tanrı eli onların ellerinin üstündedir” dedi ya, işte senin elin de o biat ehlinin eli olur. 740
  • دست تو از اهل آن بیعت شود  ** که یدالله فوق ایدیهم بود 
  • Elini pirin eline verdin, o her şeyi bilen ulu pire uydun mu, kurtuldun demektir.
  • چون بدادی دست خود در دست پیر  ** پیر حکمت که علیمست و خطیر 
  • Çünkü o, ey mürit, vaktinin peygamberidir... Peygamberin nuru ondan zuhur eder.
  • کو نبی وقت خویشست ای مرید  ** تا ازو نور نبی آید پدید 
  • Ona uydun, onun elini tuttun mu Hudeybiye’de bulunup Peygambere biat eden sahabeden olursun.
  • در حدیبیه شدی حاضر بدین  ** وآن صحابه‌ی بیعتی را هم‌قرین 
  • Cennetle muştulanan o on kişiden sayılırsın, halis ve potada erise bile ayarı düşmez altına dönersin.
  • پس ز ده یار مبشر آمدی  ** هم‌چو زر ده‌دهی خالص شدی 
  • Bu bilelik doğrudur çünkü insan kimi severse ona eşittir. 745
  • تا معیت راست آید زانک مرد  ** با کسی جفتست کو را دوست کرد 
  • Bu alemde de onunladır, o alemde de. Bu, huyları güzel Ahmet’in hadisidir.
  • این جهان و آن جهان با او بود  ** وین حدیث احمد خوش‌خو بود 
  • Dedi ki: “İnsan sevdiği ile beraberdir” Kalp dilediğinden ayrılmaz.
  • گفت المرء مع محبوبه  ** لا یفک القلب من مطلوبه 
  • Nerede tuzak ve yem varsa orada az otur. Yürü ey arık kötürüm, kendin gibi arık kötürümleri gör!
  • هر کجا دامست و دانه کم نشین  ** رو زبون‌گیرا زبون‌گیران ببین