English    Türkçe    فارسی   

6
2205-2254

  • O, bir gizli yerde duyulur ama bu evin duyguları ile duyulmaz. 2205
  • هست او محسوس اندر مکمنی  ** لیک محسوس حس این خانه نی 
  • Tanrı’nın anlaşılacağı, duyulacağı duygu, bu cihanın duygusu değildir, o duygu, başka bir duygudur.
  • آن حسی که حق بر آن حس مظهرست  ** نیست حس این جهان آن دیگرست 
  • Hayvan duygusu, o suretleri görseydi öküzle eşek de vaktin Beyazıd’ı olurdu.
  • حس حیوان گر بدیدی آن صور  ** بایزید وقت بودی گاو و خر 
  • Bedeni, ruha mazhar eden, gemiyi Nuh’a burak yapan,
  • آنک تن را مظهر هر روح کرد  ** وآنک کشتی را براق نوح کرد 
  • Dilerse ey nur arayan, gemiyi değiştirir, tûfan haline getirir.
  • گر بخواهد عین کشتی را به خو  ** او کند طوفان تو ای نورجو 
  • Ey yoksul, her an sana bir tûfandır, bir gemidir. Seni gama, neşeye ulaştırır durur. 2210
  • هر دمت طوفان و کشتی ای مقل  ** با غم و شادیت کرد او متصل 
  • Gemiyle denizi görmüyorsan bütün cüzilerindeki şu titreyişi, şu kaynaşmayı gör.
  • گر نبینی کشتی و دریا به پیش  ** لرزها بین در همه اجزای خویش 
  • Gözler, korkunun aslını görmediğinden çeşit çeşit hayallerden korkar insan.
  • چون نبیند اصل ترسش را عیون  ** ترس دارد از خیال گونه‌گون 
  • Sarhoş bir herif, körün birine bir yumruk indirir. Kör sanır ki kendisini deve tepti.
  • مشت بر اعمی زند یک جلف مست  ** کور پندارد لگدزن اشترست 
  • Çünkü o sırada deve sesini duymuştur. Körün aynası kulaktır, göz değil.
  • زانک آن دم بانگ اشتر می‌شنید  ** کور را گوشست آیینه نه دید 
  • Derken yine hayır, bu bir taş olacak. Belki şu çınlayıp duran kubbeden geldi der. 2215
  • باز گوید کور نه این سنگ بود  ** یا مگر از قبه‌ی پر طنگ بود 
  • Bu da değil, o da değil, öbürü de değil. Bunları o korkuyu yaratan gösterir.
  • این نبود و او نبود و آن نبود  ** آنک او ترس آفرید اینها نمود 
  • Korku ve titreyiş, mutlaka başkasındandır. Hiçbir kimse kendisinden korkar mı?
  • ترس و لرزه باشد از غیری یقین  ** هیچ کس از خود نترسد ای حزین 
  • O filozofçuk, korkuya vehim der. O, bu dersi eğri anlamıştır.
  • آن حکیمک وهم خواند ترس را  ** فهم کژ کردست او این درس را 
  • Hakikati olmayan vehim olur mu hiç? Hiç gönül doğru olmayan bir yere akar mı?
  • هیچ وهمی بی‌حقیقت کی بود  ** هیچ قلبی بی‌صحیحی کی رود 
  • Yalancı, doğru olmasa bir yalan kıvırabilir mi? İki âlemde de her yalan doğrudan meydana gelir. 2220
  • کی دروغی قیمت آرد بی ز راست  ** در دو عالم هر دروغ از راست خاست 
  • Doğrunun revacına, parlaklığına bakar da yalancı, o ümitle yalan söyler.
  • راست را دید او رواجی و فروغ  ** بر امید آن روان کرد او دروغ 
  • Ey yalancı, bu yalanın da doğru yüzünden geçmede. Nimete şükret de doğruyu inkâr etme.
  • ای دروغی که ز صدقت این نواست  ** شکر نعمت گو مکن انکار راست 
  • Filozofluk taslayandan mı söyleyeyim, onun sevdasından mı bahsedeyim? Yoksa Tanrı’nın gemilerini denizlerini mi anlatayım?
  • از مفلسف گویم و سودای او  ** یا ز کشتیها و دریاهای او 
  • Hadi onun gemilerinden bahsedeyim. Çünkü o bahis, gönle öğüt verir. Külden bahsedeyim. Çünkü cüz, küllün içindedir.
  • بل ز کشتیهاش کان پند دلست  ** گویم از کل جزو در کل داخلست 
  • Her velîyi Nuh ve kaptan bil, bu halkın sohbetini de tûfan say. 2225
  • هر ولی را نوح و کشتیبان شناس  ** صحبت این خلق را طوفان شناس 
  • Aslandan ve erkek ejderhadan az kaç da âşinalarından, akrabalarından daha fazla sakın.
  • کم گریز از شیر و اژدرهای نر  ** ز آشنایان و ز خویشان کن حذر 
  • Onlar, seninle buluşup ömrünü ziyân ederler. Onları anma, gayb âleminden elde ettiğin mahsulü bitirir.
  • در تلاقی روزگارت می‌برند  ** یادهاشان غایبی‌ات می‌چرند 
  • Susuz eşek gibi her birinin hayali, beden kabından düşünce şerbetini emer, sömürür.
  • چون خر تشنه خیال هر یکی  ** از قف تن فکر را شربت‌مکی 
  • O kovucuların hayali, abıhayattan elde ettiğin çiğ tanesini emiverir.
  • نشف کرد از تو خیال آن وشات  ** شبنمی که داری از بحر الحیات 
  • Daldan suyun çekilmesine alâmet, o dalın kupkuru kalması, oynamamasıdır. 2230
  • پس نشان نشف آب اندر غصون  ** آن بود کان می‌نجنبد در رکون 
  • Hür uzuv taze dala benzer. Ne yana çekersen eğilir.
  • عضو حر شاخ تر و تازه بود  ** می‌کشی هر سو کشیده می‌شود 
  • Dilersen ondan sepet, hatt3a çember bile yaparsın.
  • گر سبد خواهی توانی کردنش  ** هم توانی کرد چنبر گردنش 
  • Fakat suyu çekildi mi, kökünden su almaz oldu, kurudu mu dilediğin gibi bükülmez.
  • چون شد آن ناشف ز نشف بیخ خود  ** ناید آن سویی که امرش می‌کشد 
  • Kur’an’dan “Namaza kalksalar da üşenerek kalkarlar” âyetini okusana. Dal kökünden meme emmiyor ki.
  • پس بخوان قاموا کسالی از نبی  ** چون نیابد شاخ از بیخش طبی 
  • Bu alamet, taş gibidir. Kısa keseyim de yoksulu, definesini onun hallerini söyleyeyim. 2235
  • آتشین است این نشان کوته کنم  ** بر فقیر و گنج و احوالش زنم 
  • Her fidanı yakan ateşi gördün ya. Hayali yakan can ateşini de seyret.
  • آتشی دیدی که سوزد هر نهال  ** آتش جان بین کزو سوزد خیال 
  • Candan böyle bir ateş yalımlandı mı ne hayale aman vardır ne hakikate.
  • نه خیال و نه حقیقت را امان  ** زین چنین آتش که شعله زد ز جان 
  • O, her aslanın, her tilkinin düşmanıdır. “her şey helâk olur, ancak onun hakikati bâkidir.”
  • خصم هر شیر آمد و هر روبه او  ** کل شیء هالک الا وجهه 
  • Onun hakikatine var, varlığından geç. “Bismi” deki elif gibi kelimede kaybol.
  • در وجوه وجه او رو خرج شو  ** چون الف در بسم در رو درج شو 
  • O elif, Bismi’de gizlenmiştir. O, hem Bismi’de vardır, hem yoktur. 2240
  • آن الف در بسم پنهان کرد ایست  ** هست او در بسم و هم در بسم نیست 
  • Böyle ulanmak için hazfedildi mi kelimede yok olur.
  • هم‌چنین جمله‌ی حروف گشته مات  ** وقت حذف حرف از بهر صلات 
  • O, ulanma içindir, be harfiyle sin harfi, onunla birbirine ulanmıştır. Fakat be harfiyle sin harfinin ulanması, elifin bulanmasına razı olmaz.
  • از صله‌ست و بی و سین زو وصل یافت  ** وصل بی و سین الف را بر نتافت 
  • Bu ulanmada, bu buluşmada bir harf bile sığmazsa artık sözü kısa kesmem lâzım benim.
  • چونک حرفی برنتابد این وصال  ** واجب آید که کنم کوته مقال 
  • Bir harf bile sin’le be’yi ayırıyor. Burada susmak, en lüzumlu bir şey.
  • چون یکی حرفی فراق سین و بیست  ** خامشی اینجا مهمتر واجبیست 
  • Elif, varlığından yok olmuştur ama o harfi olmaksızın da be’yle sin, elifi söyler durur. 2245
  • چون الف از خود فنا شد مکتنف  ** بی و سین بی او همی‌گویند الف 
  • “Sen atmadın attığın vakit, o attı” âyeti Peygamberin varlığı olmadan inmiştir. Peygamber de kendi varlığından geçmiş, susmuş, Tanrı diliyle söylemeye koyulmuştur da ondan sonra “Allah dedi” demiştir.
  • ما رمیت اذ رمیت بی ویست  ** هم‌چنین قال الله از صمتش بجست 
  • İlâç, ilâç olarak kaldıkça tesirsizdir. Fakat içildi, yendi de varlığından geçti mi tesir eder.
  • تا بود دارو ندارد او عمل  ** چونک شد فانی کند دفع علل 
  • Ormanlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine Mesnevi’nin biteceğini umma.
  • گر شود بیشه قلم دریا مداد  ** مثنوی را نیست پایانی امید 
  • Toprak oldukça ve kerpiç dökücü, toprağı karıp dört sopadan meydana gelen kalıba döktükçe bu kitabın şiiri de uzar gider.
  • چارچوب خشت‌زن تا خاک هست  ** می‌دهد تقطیع شعرش نیز دست 
  • Hatt3a toprak kalmasa, yapılan kerpiç kurusa yine onun denizi coşar, köpürür... Köpüklerden toprak düzer. 2250
  • چون نماند خاک و بودش جف کند  ** خاک سازد بحر او چون کف کند 
  • Orman kalmasa, ağaçlar tükense ormanlık, bu sefer denizin içinden biter, baş gösterir.
  • چون نماند بیشه و سر در کشد  ** بیشه‌ها از عین دریا سر کشد 
  • Onun için sıkıntıları gideren o zat, “Bizim denizimizden zuhur eden sözleri rivayet edin. Bu hususta size bir teklif yoktur” dedi.
  • بهر این گفت آن خداوند فرج  ** حدثوا عن بحرنا اذ لا حرج 
  • Denizden dön, yüzünü karaya ko. Oyundan oyuncaktan bahset, çocuğa bu daha iyi!
  • باز گرد از بحر و رو در خشک نه  ** هم ز لعبت گو که کودک‌راست به 
  • Çocukluğunda oyunla oynarsa da yavaş yavaş akıl denizine âşina olur, o denize dalar, yüzer.
  • تا ز لعبت اندک اندک در صبا  ** جانش گردد با یم عقل آشنا