English    Türkçe    فارسی   

2
3355-3364

  • چون خری در گل فتد از گام تیز ** دم‏به‏دم جنبد برای عزم خیز 3355
  • Eşek bile hızlı yürüyeyim derken balçığa saplandı mı oradan kurtulmak için anbean oynar durur.
  • جای را هموار نکند بهر باش ** داند او که نیست آن جای معاش‏
  • Orada kalmak için yerini düzeltmeğe kalkışmaz, bilir ki orası geçim yeri değildir.
  • حس تو از حس خر کمتر بده ست ** که دل تو زین وحلها بر نجست‏
  • Duygun, eşek duygusundan daha aşağı mı ki gönlün bu balçıktan sıçramadı bile.
  • در وحل تاویل رخصت می‏کنی ** چون نمی‏خواهی کز آن دل بر کنی‏
  • Balçığın içinde tevile ruhsat vermektesin. Çünkü oradan gönlünü almak istemiyorsun ki.
  • کاین روا باشد مرا من مضطرم ** حق نگیرد عاجزی را از کرم‏
  • “ Bana bu lâyık, ihtiyarım elimde değil. Allah kerimdir. Bir âcizi de suçlu tutacak değil ya” dersin.
  • خود گرفته ستت تو چون کفتار کور ** این گرفتن را نبینی از غرور 3360
  • Ey sırtlan gibi kötülüğe giriftar olmuş kişi, sen gafletinden bu muahezeyi görmüyorsun.
  • می‏گوند این جایگه کفتار نیست ** از برون جویید کاندر غار نیست‏
  • Sırtlanı mağaranın içinde değil, dışarıda arayın derler,
  • این همی‏گویند و بندش می‏نهند ** او همی‏گوید ز من بی‏آگهند
  • De mağarayı kapatırlar, hâlbuki sırtlan “Benden haberleri yok.
  • گر ز من آگاه بودی این عدو ** کی ندا کردی که آن کفتار کو
  • Bu düşmanlar, benden haberdar olsalardı sırtlan nerede, hani ya, diye bağırırlar mıydı” der.
  • دعوی‏کردن آن شخص که خدای تعالی مرا نمی‏گیرد به گناه و جواب گفتن شعیب علیه السلام مر او را
  • Birinin Ulu Allah günah yüzünden beni suçlu tutmuyor, bana ceza vermiyor diye iddiaya girişmesi ve Şuayb aleyhisselâm’ın ona cevap vermesi
  • آن یکی می‏گفت در عهد شعیب ** که خدا از من بسی دیده ست عیب‏
  • Şuayb zamanında birisi, “Allah benden nice ayıplar gördü.”