English    Türkçe    فارسی   

2
3637-3646

  • گر بگویی احولی را مه یکی است ** گویدت این دوست و در وحدت شکی است‏
  • Bir şaşıya “Ay birdir” desen “İkidir, bir olmasında şüphe var” der.
  • ور بر او خندد کسی گوید دو است ** راست دارد این سزای بد خو است‏
  • Birisi alay eder, güler ve “Sahi, iki” derse bu sözü doğru olarak kabul eder. Kötü huyun lâyığı budur.
  • بر دروغان جمع می‏آید دروغ ** الخبیثات الخبیثین زد فروغ‏
  • Yalancılar yalanla konuşurlar “Pis şeyler, pislere aittir” sözü ışık verip durmaktadır.
  • دل فراخان را بود دست فراخ ** چشم کوران را عثار سنگ‏لاخ‏ 3640
  • Gönlü açık olanların elleri de açık olur. Körlerin taşlık erde düşmeleri de pek tabiîdir.
  • جستن آن درخت که هر که میوه‏ی آن درخت خورد نمیرد
  • Birisinin, meyvesini yiyenin ölümden kurtulup ebedî hayata ulaşacağı ağacı aramaya kalkışması
  • گفت دانایی برای داستان ** که درختی هست در هندوستان‏
  • Bilgili biri, hikâye yollu “Hindistan’da bir ağaç vardır.
  • هر کسی کز میوه‏ی او خورد و برد ** نه شود او پیر نه هرگز بمرد
  • Meyvesini yiyen ne ihtiyarlar, ne ölür!” der.
  • پادشاهی این شنید از صادقی ** بر درخت و میوه‏اش شد عاشقی‏
  • Bir padişah bunu duyar, doğru sanıp o ağaca ve meyvesine âşık olur.
  • قاصدی دانا ز دیوان ادب ** سوی هندستان روان کرد از طلب‏
  • Bu ağacı bulmak, meyvesini getirmek üzere divan adamlarından bilgili birisini Hindistan’a yollar.
  • سالها می‏گشت آن قاصد از او ** گرد هندستان برای جستجو 3645
  • Adamcağız yıllarca Hindistan’da o ağacı arar, tarar.
  • شهر شهر از بهر این مطلوب گشت ** نه جزیره ماند و نه کوه و نه دشت‏
  • Bulmak için şehir şehir gezer, ne ada bırakır, ne dağ bırakır, ne ova bırakır!