English    Türkçe    فارسی   

3
1025-1034

  • بلک مر بیننده را دیدار آن ** وقت عبرت می‌کند تسبیح‌خوان 1025
  • Doğrusu şu: onları gören, ibret alır da Allah’ı tespih eder.
  • پس چو از تسبیح یادت می‌دهد ** آن دلالت همچو گفتن می‌بود
  • Sana Allah’ı tespih etmeyi hatırlıyor ya… İşte bu tespihe delil olmaları, onları tespih etmesi demektir” dersin.
  • این بود تاویل اهل اعتزال ** و آن آنکس کو ندارد نور حال
  • İtizal ehlinin tevili budur işte. Hal nuruna sahip olmayan kişinin işi budur.
  • چون ز حس بیرون نیامد آدمی ** باشد از تصویر غیبی اعجمی
  • İnsan, duygudan çıkmadı mı gayb âlemine tamamıyla yabancıdır.
  • این سخن پایان ندارد مارگیر ** می‌کشید آن مار را با صد زحیر
  • Bu sözün sonu gelmez… Yılancı, o yılanı yüzlerce zahmetle çeke çeke,
  • تا به بغداد آمد آن هنگامه‌جو ** تا نهد هنگامه‌ای بر چارسو 1030
  • Bağdat’a kadar geldi. o maceracı adam, çarşıda bir hengâmedir koparmak için,
  • بر لب شط مرد هنگامه نهاد ** غلغله در شهر بغداد اوفتاد
  • Yılanı Şat kıyısına koydu. Bağdat şehrinde bir gürültüdür koptu,
  • مارگیری اژدها آورده است ** بوالعجب نادر شکاری کرده است
  • “Bir yılancı ejderha getirmiş, acayip görülmemiş mefret bir şey. Nasıl da avlamış?” diye,
  • جمع آمد صد هزاران خام‌ریش ** صید او گشته چو او از ابلهیش
  • Yüz binlerce ahmak adam toplandı, ahmaklıklarından onlar da yılancı gibi yılana avlandılar.
  • منتظر ایشان و هم او منتظر ** تا که جمع آیند خلق منتشر
  • Onlar, yılanı görmek için bekleşiyorlardı. O da etraftaki halk tamamıyla toplansın diye bekliyordu.