English    Türkçe    فارسی   

6
2951-2960

  • عقل را افغان ز نفس پر عیوب  ** هم‌چو بینی بدی بر روی خوب 
  • Akıl da ayıplarla dopdolu bulunan nefisten feryat eder. Nefis, güzel bir yüzdeki çirkin buruna benzer.
  • عقل می‌گفتش که جنسیت یقین  ** از ره معنیست نی از آب و طین 
  • Akıl, ona der ki: Cins oluş, iyi bil ki su ve toprak bakımından değil, mâna, bakımındandır.
  • هین مشو صورت‌پرست و این مگو  ** سر جنسیت به صورت در مجو 
  • Kendine gel de surete tapma, suret sözüne kapılma, cins oluşu surette arama.
  • صورت آمد چون جماد و چون حجر  ** نیست جامد را ز جنسیت خبر 
  • Suret, cansız şeye, taşa benzer. Cansız şeyin, kendisiyle cins olandan, yahut olmayandan haberi var mıdır?
  • جان چو مور و تن چو دانه‌ی گندمی  ** می‌کشاند سو به سویش هر دمی  2955
  • Can, karıncaya benzer, beden de bir buğday tanesine. Karınca o buğday tanesini her an çeker durur.
  • مور داند کان حبوب مرتهن  ** مستحیل و جنس من خواهد شدن 
  • Karınca bilir ki o kendi cinsinden olmayan buğdaylar, nihayet yenecek, kendisine karışacak. Bunlar, benim cinsimden olacaklar der.
  • آن یکی موری گرفت از راه جو  ** مور دیگر گندمی بگرفت و دو 
  • Karıncanın biri, yoldan bir arpa tanesi bulur, çekip götürmeye koyulur. Öbürü, bir buğday yakalar, koşa koşa götürmeye başlar.
  • جو سوی گندم نمی‌تازد ولی  ** مور سوی مور می‌آید بلی 
  • Arpa, buğdayın bulunduğu yere gelmez ama karınca, karıncanın bulunduğu yere gelir ya.
  • رفتن جو سوی گندم تابعست  ** مور را بین که به جنسش راجعست 
  • Arpanın gitmesi, buğdaya tâbidir. Karıncaya baksana, dönüp kendi cinsine nasıl geliyor.
  • تو مگو گندم چرا شد سوی جو  ** چشم را بر خصم نه نی بر گرو  2960
  • Buğday, neden arpaya doğru gidiyor deme. Gözünü aç da düşmanı gör, alınan, götürülen şeyi değil.