English    Türkçe    فارسی   

3
230-254

  • حزم آن باشد که چون دعوت کنند ** تو نگویی مست و خواهان منند 230
  • İhtiyat ona derler ki seni davet ettiler mi bunlar, benim sarhoşum bunlar benim dostum, beni seviyorlar, beni istiyorlar demeyesin.
  • دعوت ایشان صفیر مرغ دان ** که کند صیاد در مکمن نهان
  • Davetlerini, kuşlara çalınan ıslık bil. Avcı, pusuda gizlidir de kuş gibi örter durur.
  • مرغ مرده پیش بنهاده که این ** می‌کند این بانگ و آواز و حنین
  • Önüne de seslenen, öten, çığıran budur zannını vermek için bir ölü kuş koymuş.
  • مرغ پندارد که جنس اوست او ** جمع آید بر دردشان پوست او
  • Kuşlar… Onu kendi cinsinden sanıp toplanırlar. O da onların derilerini yüzer.
  • جز مگر مرغی که حزمش داد حق ** تا نگردد گیج آن دانه و ملق
  • Ancak Allah hangi kuşa ihtiyat ve tedbir duygusu vermişse o kuş o taneye, o tuzağa aldanıp gelmez.
  • هست بی حزمی پشیمانی یقین ** بشنو این افسانه را در شرح این 235
  • İhtiyatsızlık, tedbirsizlik, pişmanlıktan ibarettir. Bunu anlatan şu hikâyeyi de dinle.
  • فریفتن روستایی شهری را و بدعوت خواندن بلابه و الحاح بسیار
  • Köylünün şehirliyi aldatıp yalancıktan ve birçok ısrarla köye çağırması
  • ای برادر بود اندر ما مضی ** شهریی با روستایی آشنا
  • Kardeş, eskiden bir şehirliye köylünün tanışıklığı vardı.
  • روستایی چون سوی شهر آمدی ** خرگه اندر کوی آن شهری زدی
  • Köylü, şehre geldikçe şehirlinin mahallesine çadır kurar, evine kurulup otururdu.
  • دو مه و سه ماه مهمانش بدی ** بر دکان او و بر خوانش بدی
  • İki ay, üç ay ona konuk olur, dükkânına geçer oturur, sofrasına çökerdi.
  • هر حوایج را که بودش آن زمان ** راست کردی مرد شهری رایگان
  • Şehirli, köylünün ne ihtiyacı varsa bedavaya yerine getirir, düzer koşardı.
  • رو به شهری کرد و گفت ای خواجه تو ** هیچ می‌نایی سوی ده فرجه‌جو 240
  • Köylü bir gün yüzünü şehirliye döndü de dedi ki: “A efendim, sen hiç köye gelmez, hiç seyre seyrana çıkmaz mısın?
  • الله الله جمله فرزندان بیار ** کین زمان گلشنست و نوبهار
  • Allah aşkına olsun bütün oğullarını getir. Şimdi tam gül mevsimi, ilkbahar.
  • یا بتابستان بیا وقت ثمر ** تا ببندم خدمتت را من کمر
  • Yahut da yazın meyve zamanı gel de hizmetine kemer kuşanayım.
  • خیل و فرزندان و قومت را بیار ** در ده ما باش سه ماه و چهار
  • Soyunu sopunu, çoluk çocuğunu, akrabalarını getir, köyümüzde üç, dört ay kal.
  • که بهاران خطه‌ی ده خوش بود ** کشت‌زار و لاله‌ی دلکش بود
  • Bahar çağında köy pek hoş olur, çayırlık, çimenlik, gönle ferah veren gönül çeken lâlelik kesilir”
  • وعده دادی شهری او را دفع حال ** تا بر آمد بعد وعده هشت سال 245
  • Şehirli, başından savmak için ona vaatte bulundu, vaadinin üstünden de sekiz yıl geçti.
  • او بهر سالی همی‌گفتی که کی ** عزم خواهی کرد کامد ماه دی
  • Köylü, her yıl “Ne vakit geleceksin. Kış gelip çattı” der,
  • او بهانه ساختی کامسال‌مان ** از فلان خطه بیامد میهمان
  • O da “Bu yıl filan yerden konuk geldi.
  • سال دیگر گر توانم وا رهید ** از مهمات آن طرف خواهم دوید
  • Müsaade edin de gelecek yıl, işten, güçten kurtulursam gelirim” der,
  • گفت هستند آن عیالم منتظر ** بهر فرزندان تو ای اهل بر
  • Köylü “ Ailem, ey kerem sahibi, çoluğunu, çocuğunu bekleyip duruyor” diye karşılık verirdi.
  • باز هر سالی چو لکلک آمدی ** تا مقیم قبه‌ی شهری شدی 250
  • Her yıl leylek gelince köylü de gelir, şehirlinin evine konardı.
  • خواجه هر سالی ز زر و مال خویش ** خرج او کردی گشادی بال خویش
  • Şehirli, her yıl altınından, malından köylüye harceder, onun üstüne kanat gererdi.
  • آخرین کرت سه ماه آن پهلوان ** خوان نهادش بامدادان و شبان
  • Nihayet son defa o yiğit köylü, tam üç ay şehirliye misafir oldu, o da, ona sabah akşam sofra yaydı, yedirdi, içirdi.
  • از خجالت باز گفت او خواجه را ** چند وعده چند بفریبی مرا
  • Köylü, utanıp yine “Efendim, kaç keredir vadettin, beni kaç kere beni kaç keredir aldattın bu, niceyedir?” dedi.
  • گفت خواجه جسم و جانم وصل‌جوست ** لیک هر تحویل اندر حکم هوست
  • Şehirli dedi ki: “Canım da, bedenim de buluşmayı isteyip duruyor ama her hareket, onun takdiriyle.