English    Türkçe    فارسی   

2
316-325

  • Temiz söz, hakikatten uzak olan gönüllerde karar etmez, nurun aslına dek gider.
  • پس کلام پاک در دلهای کور ** می‏نپاید می‏رود تا اصل نور
  • Çarpık ayakkabı, nasıl çarpık ayağa uyarsa Şeytanın afsun ve efsanesi de doğru olmayan gönüllere uyar.
  • و آن فسون دیو در دلهای کژ ** می‏رود چون کفش کژ در پای کژ
  • Hikmeti istediğin kadar tekrarla... Ona ehil değilsen hikmet, senden ne kadar uzak!
  • گر چه حکمت را به تکرار آوری ** چون تو نااهلی شود از تو بری‏
  • İster yaz, belle… İster bahset, söyle!
  • ور چه بنویسی نشانش می‏کنی ** ور چه می‏لافی بیانش می‏کنی‏
  • O, Ey inatçı senden yüzünü çeker, gizlenir; bağlarını koparır, kaçar. 320
  • او ز تو رو در کشد ای پر ستیز ** بندها را بگسلد وز تو گریز
  • Fakat sen okumasan da hakikat ilmi senin yanıp yakıldığını görürse elinde, alışmış kuş haline gelir.
  • ور نخوانی و ببیند سوز تو ** علم باشد مرغ دست‏آموز تو
  • Tavus kuşu, nasıl köylü evinde olmazsa, hakikat ilmi de her aceminin malı olmaz.
  • او نپاید پیش هر نااوستا ** همچو طاوسی به خانه‏ی روستا
  • Padişahın, doğanı ihtiyar kadının evinde bulunması
  • یافتن پادشاه باز را به خانه‏ی کمپیر زن
  • Doğanın padişahtan kaçıp un eleyen kocakarının evine gitmesi, bilgisizliğindendir.
  • دین نه آن باز است کاو از شه گریخت ** سوی آن کمپیر کاو می‏آرد بیخت‏
  • O kadıncağız, çocuklarına tutmaç pişirmeye savaşırken o cinsi güzel, kendisi hoş doğanı görünce,
  • تا که تتماجی پزد اولاد را ** دید آن باز خوش خوش زاد را
  • Tutup ayacığını bağladı, kanadını kesip güdük bir hale getirdi, tırnağını kesti, yesin diye de önüne saman koydu. 325
  • پایکش بست و پرش کوتاه کرد ** ناخنش ببرید و قوتش کاه کرد