English    Türkçe    فارسی   

4
2397-2406

  • A iğri görüşlü, sen bana kendi gözünle bakma, benim gözümle bak da biri, iki görme!
  • منگر از خود در من ای کژباز تو ** تا یکی تو را نبینی تو دوتو
  • Bana, bir an olsun benim gözümle bak da varlıktan öte bir meydan gör.
  • بنگر اندر من ز من یک ساعتی ** تا ورای کون بینی ساحتی
  • Darlıktan da kurtul, addan, şöhretten de... Aşk içinden aşk gör vesselam.
  • وا رهی از تنگی و از ننگ و نام ** عشق اندر عشق بینی والسلام
  • Bil ki beden çerçevesinden kurtuldun mu kulağın da göz olur, burnun da. 2400
  • پس بدانی چونک رستی از بدن ** گوش و بینی چشم می‌داند شدن
  • O tatlı dilli padişah doğru söylemiştir: Ariflerin her kılı göz kesilir.
  • راست گفتست آن شه شیرین‌زبان ** چشم گرد مو به موی عارفان
  • Göz evvelce göz değildi... O, rahimde bir et parçasından ibaretti.
  • چشم را چشمی نبود اول یقین ** در رحم بود او جنین گوشتین
  • Yağ parçası görmeye sebep olmaz oğlum... Öyle olsaydı hiç kimse rüyada görülen şeyleri göremezdi.
  • علت دیدن مدان پیه ای پسر ** ورنه خواب اندر ندیدی کس صور
  • Mesela şeytan ve peri de görür... Fakat ikisinin gözünde yağ parçasına benzer bir şey yoktur.
  • آن پری و دیو می‌بیند شبیه ** نیست اندر دیدگاه هر دو پیه
  • Nurun yağla ne münasebeti var? Fakat yaratıcı sevgi ihsan edici Allah bu münasebeti bağışlamıştır işte! 2405
  • نور را با پیه خود نسبت نبود ** نسبتش بخشید خلاق ودود
  • İnsan topraktan yaratılmıştır, fakat toprağa benzemez ki... Cinlerin ateşle bir münasebeti yoktur; fakat onlar da ateşten yaratılmışlardır.
  • آدمست از خاک کی ماند به خاک ** جنیست از نار بی‌هیچ اشتراک