English    Türkçe    فارسی   

5
387-396

  • Ne hoştur o tatlılarla, şekerlerle dolu olan mutfak. Şu padişahlar o mutfağı yalayıp dururlar.
  • حبذا آن مطبخ پر نوش و قند  ** کین سلاطین کاسه‌لیسان ویند 
  • Ne güzeldir o din ovasının harmanı. Her harman oradan başak devşirir.
  • حبذا آن خرمن صحرای دین  ** که بود هر خرمن آن را دانه‌چین 
  • Ne alâdır gamsız, kedersiz ömür denizi. Yedi denizde ondan meydana gelmiş bir çiğ tanesidir.
  • حبذا دریای عمر بی‌غمی  ** که بود زو هفت دریا شب‌نمی 
  • Elest sakisi, şu aşağılık ve çorak yeryüzünde bir yudumcuk saçmıştır da, 390
  • جرعه‌ای چون ریخت ساقی الست  ** بر سر این شوره خاک زیردست 
  • Toprak, o sebeple coşmuştur; biz de o yüzden coştuk. Allahm, pek isteksiz, pek tembel olduk, bir yudumcuk daha saç!
  • جوش کرد آن خاک و ما زان جوششیم  ** جرعه‌ی دیگر که بس بی‌کوششیم 
  • Caizse yokluktan feryat ediyor, yokluğu anlatmaya çalışıyorum. Caiz değilse işte sustum.
  • گر روا بد ناله کردم از عدم  ** ور نبود این گفتنی نک تن زدم 
  • Bu, iki kat hırsı anlatmaydı ya... Halil’den öğren o hırs kazını kesmek gerek.
  • این بیان بط حرص منثنیست  ** از خلیل آموز که آن بط کشتنیست 
  • Kazada bundan başka daha bir çok hayır, şer var ama başka sözleri söyleyemem, vakit kalmaz diye ürküyorum.
  • هست در بط غیر این بس خیر و شر  ** ترسم از فوت سخنهای دگر 
  • Tavus kuşunun tabiatı ve İbrahim aleyhisselam’ın onu kesmesindeki sebep
  • صفت طاوس و طبع او و سبب کشتن ابراهیم علیه‌السلام او را 
  • Şimdi ad san için cilvelenip duran iki renkli tavusa geldik. 395
  • آمدیم اکنون به طاوس دورنگ  ** کو کند جلوه برای نام و ننگ 
  • Onun gayreti, sonucundan ve faydasından habersiz bir halde halkı, hayırla şerle avlamaktır.
  • همت او صید خلق از خیر و شر  ** وز نتیجه و فایده‌ی آن بی‌خبر