English    Türkçe    فارسی   

5
988-997

  • Güzellerin yüzünde insanı hayran eden nur, üç renkli camdan vuran güneşin ışığıdır.
  • آنک کرد او در رخ خوبانت دنگ  ** نور خورشیدست از شیشه‌ی سه رنگ 
  • Renk,renk camlar o nuru bize çeşit renkli göstermededir.
  • شیشه‌های رنگ رنگ آن نور را  ** می‌نمایند این چنین رنگین بما 
  • Renk,renk camlar kalmadı mı, o vakitler seni renksiz nur hayran eder. 990
  • چون نماند شیشه‌های رنگ‌رنگ  ** نور بی‌رنگت کند آنگاه دنگ 
  • Nuru, camsız görmeyi adet edin de cam kırılınca kör kalmayasın.
  • خوی کن بی‌شیشه دیدن نور را  ** تا چو شیشه بشکند نبود عمی 
  • Öğrenilmiş, bellenmiş bilgiye kani olmuş, gözünü başkasının nuru ile aydınlatmışsın.
  • قانعی با دانش آموخته  ** در چراغ غیر چشم افروخته 
  • O da, o ışığı iğreti aldığını bilesin diye senden mumunu kapıverir.
  • او چراغ خویش برباید که تا  ** تو بدانی مستعیری نی‌فتا 
  • Fakat sen şükreder, çalışıp çabalarsan gam yeme. Sana bunun gibi yüzlercesini verir.
  • گر تو کردی شکر و سعی مجتهد  ** غم مخور که صد چنان بازت دهد 
  • Şükretmiyorsan artık kan ağla. Çünkü o güzellik kafirden ayrılmıştır. 995
  • ور نکردی شکر اکنون خون گری  ** که شدست آن حسن از کافر بری 
  • Küfre ümmet olanların işleri borçtur. İmana ümmet olanların kalpleri temizdir, özleri halistir.
  • امة الکفران اضل اعمالهم  ** امة الایمان اصلح بالهم 
  • Şükür etmeyenden güzellikte kaybolur, hüner ve sanat da. Artık bir daha ondan bir eser bile göremez.
  • گم شد از بی‌شکر خوبی و هنر  ** که دگر هرگز نبیند زان اثر